Bitmedi ama napiim ;)

Pazar gününün rehavetini üzerinden atamamış bazı dükkanlar, pazartesi + saat 12 oluyor hala açılmıyor… Pes!
13:30 oldu mu yemek molası verip müşteriyi kovmayı biliyorsunuz ama… bknz. dehillerin (:



Adama dikkat!!! Kendisi Eiffel’i boyamakta.
Biz de ona bakarak kahvaltı etmekteyiz.




































Son post olacaktı bir önceki post farkındayım…
Bunu da son olarak hazırladım ama 70 foto sığmadı, eleye eleye 55e indirdim o da fazla geldi gözüme.
Bıkanlar varsa özür dilerim, bir kaç gün daha burası böyle, sonra görüşelim sizinle (:

Paris son günü bizi biraz üzdü… dükkanlar bir türlü açılmak bilmedi.
Dehillerin elemanları bizi dükkandan kışkışladı.
H&M de ki müdür bizi sinir etti. (Canıma değsin ben de Brüksel mağazasına bıraktım tüm paramı, oh olsun)
Buradan ayrılmak hakikaten üzücüydü… ama Disneyland e gidiyoruz diye ufakta olsa bir kıpırtı vardı içimde ;)

Zıpırnot: Beni hala yurtdışında sanıyor bir kısım takipçilerim…
Bi okuyun gözünüzü seveyim yazdıklarımı ya, zaten çok uzun uzun yazmıyorum ((:
Döneli çok oldu, yine de haber vereyim.

Posted in Bizden, Gezmece | Tagged , , , | 12 Comments

Louvre, Seine nehri, St Germain des Prés












































Louvre müzesini ne yazık ki gezemedik, o güzel havada içeride dolaşmak içimize sinmedi doğrusu.
Nasıl olsa oğlumuzu alıp geleceğiz bir dahaki ne ve hep beraber gezeriz dedik.
En azından görmedik demeyiz diye de bir iki fotoğraf çektik etrafında (:
Hızlıca oradan ayrılıp yolda kendimize yiyecek şahane atıştırmalıklar aldık ve yürüye yürüye yürüye gezi için teknelerin yanına vardık.
Hava bozmaya yeltendi bir ara yarı bulutlu, yarı güneşli ama şahane manzara eşliğinde nehirden Paris’i keşfettik.
Beklemesi, gezmesi, yürüyüşü derken karnımız yine acıktı ve Leon da yemeğe karar verdik.
Ama dışarıda oturmamıza rağmen kokusuna katlanamayınca kendimizi az ilerde ki Mc Donalds’ın kollarına bıraktık.
Yüzümde ki mutlu ifade yabancı ellerde rahatlıkla hamburger hüpletebiliyor ve vicdan azabı duymuyor olmamdan kaynaklı.
Bu arada fişteki detay dikkatinizi çekti mi bilmiyorum… fiş üzerinde ki şifreyle giriliyor tuvalete bizim bunu farketmemiz baya bir zaman aldı tabii, kapıyı bir hayli hırpaladık.
Karnımız doyduktan sonra eğlenceli caddelerde, tıklım tıklım cafeler arasında yürüdük bir müddet.
Soul Kitchen afişi ile gururlandık!
Sonra kader bir pubda karşımıza Amelie yi çıkarttı. Bizimkilere sorarsanız “ve tanrı kadını yarattı”
Bir nevi kuma diyelim biz o’na. “Hayali bile olsa”
Kocamın yüzünde ki “ahh erken evlenmişim, lanet olsun” ifadesi de bu sebepten sanırım.
Ve ertesi güne hazırlık, valizleri toplama telaşında, son gece hüznü ile karşılıklı bakıştığımız Eiffel…

Posted in Bizden, Gezmece | Tagged , , , , , , | 11 Comments

Montmartre

Postu okurken şu parçayıda yeni bir pencerede açıp, dinleyin olmaz mı (:


























İşte Paris’te aşık olduğum yer…
Evet nehir kenarında olan evlerde fena değildi… bir İstanbullu olarak bir su birikintisi görmek çok hoşuma gitti, tamam.
Ama Montmartre tek kelimeyle şahaneydi.
Büyük bir azimle tırmandık arabamızı süslü garaja bıraktıktan sonra ve tabii ki sokağa bornozla çıkmış abiyle yanyana sandviçimizi yaptırdıktan sonra.
Paris’te her yer düz, evlerin bu kadar düzenli ve intizamlı olması bu sebepten olsa gerek. (Gerçi memleketimde düz yerlerde bu intizam var mı tartışılır) Ama burası bildiğin tepe, beşiktaşta oturan bir insan olarak yokuş çıkmayı pek özlemişim.
Her adımda bir fotoğraf karesi kadar güzel evler, çiçekler, bahçeler, kapılar gördük.
Tam tepenin bir kısmını aştık ki, bizi müzik karşıladı.
Çaldıkları enstrümanlarının yanısıra, ağızlarıyla yüksek sesle ritm tutan grup pek eğlenceliydi.
Ama biz çook aç olduğumuzdan azıcık eşlik edip yolumuza devam etmeyi tercih ettik.
Biraz dolaştıktan sonra merdivenlere çöküp yemeğimizi yedik ve sonra Sacre Cour’a doğru yürümeye devam ettik.
Burası bence Notre Dame den daha güzel, daha şahane. Hem kilise olarak, hem çevre…
İçeriyi ve etrafı gezdikten sonra bile gitmek gelmedi içimizden bir süre merdivenlerde oturduk, kaldık.
Derin bir ahh çekiyorum içimden şu an…
İnsan anın tadını niye tam olarak çıkaramaz, bu zamanlar geçici niye idrak edemez.

Paris notları sanırım bir sonra ki postta biter…
Geriye ne kalmış hımmm, Notre Dame… Nehir gezisi… bizim Amelie… Disneyland falan filan…

Sacre Cour’un yanında ki bir… ne desem ki kukla müzisyeni altta ki.
Biz ilk gördüğümüzde çok hoş, çok orjinal gelmişti.

Posted in Gezmece | Tagged , , , , | 7 Comments

Vernaison






































2.günün sabahı daha bir mutlu, rahat uyandık elbette.
Dün geceden yaptığımız programımız, gidilecek yerler listemiz, hepsi hazır.
O yorgunlukla, geç vakit uykumuzla, sabahın 7′sinde nasıl dikildim hayret.
Sadece bir gün değil her sabah 7 de ayaktaydım. Gece 3-4 de yatmışım, ayaklarım davul olmuş hiç farketmedi.

Sabah kendimizi toplayıp sokağa attıktan sonra, ilk işimiz açık bir pastane bulmak oldu.
Yiyecek birşeyler alıp vakit kaybetmemek için araba yemeye karar verdik. Yediğim en güzel kruvasanlardı, misss.
İlk durak Vernaisondu. Cenk‘in postunda okuyup, öğrenmiş hatta bir kaç bilgi istemiştim. Nerede olduğu elimizde yazılı, gprs cizahımız da var iken bulmak epey zor oldu.
Orada bulunan başka bir iki pazara yönlendirdiler hep sorduklarımızda.
Fotolarda da gördüğünüz gibi biri bildiğiniz “pazar”, diğeride Paris’te gördüğüm en rezil yerdi.
Sonra en iyisi arabayı park edelim, yürüyelim bari dedik… garajdan bir çıktık karşımızda kocaman bir tabela. Vernaison!
İyi ki gelmişiz dedim sürekli, gerçekten çok güzeldi.
Hatta arkadaşlarımız buraya daha önce gelmediklerinden onlarda pek keyiflendiler.
Eski fotoğraflar, gümüş servis takımları, eski mobilyalar ve oyuncaklar favorilerimdi.
Onlara bakınca gözünüzde canlandırmadan edemiyorsunuz… kimbilir kimlerin evinde, nasıl bir zamanda,ne güzel ya da ne zor şeyler gördüler. Hele fotoğraflar.. arkasında yazılar, teşekkür mektupları, bebek haberleri.
Gerçi fiyatlar biraz pahalıydı… tabii bunda benim her fiyatı x2 yapmamın etkisi büyük (:
Bir kaç birşey aldık tabii ama gönül isterdi daha çok alayım, hatta mobilyaları sırtlanayım.
Son fotoya gelince… ilk gün havanın çok sıcak olması dolayısı ile (suçuda hep böyle başka şeylere atarım) buz gibi colayı gortgort içince, ertesi gün boğaz ağrısıyla kalktım tebi.
Vernaison’dan çıkıp ya ben çooh kötüyüm, bugünde pazar nereden bulacağız nöbetçi eczaneyi derken… bir nöbetçi eczanenin önünden geçmekte ayrı bir güzellikti.

Posted in Gezmece | Tagged , , , , , , | 7 Comments

Paris’te ilk akşam ~ Champs Elysees




































Paris’e geldiğimizde ilk farkettiğimiz bir kaç şey ile başlayayım…
Trafikte hiç (ama hiç) korna sesi duymadık.
Parmakla sayılacak kadar az jeep gördük, gördülerimizde hep tini miniydi.
Radyo kanallarında hiç ingilizce şarkıya denk gelmedik.
Yolcu beklerken kitap okuyan, bulmaca çözen taksi şöförlerine hayran kaldık.
Mini Cooper kullanıcısı bi hayli fazlaydı.
Kocamaaan caddeleri içimizi acıttı.
Daha yaya geçidine basmadan duran tüm trafik karşısında gözyaşlarımız sel oldu.
Onca sokak cadde gezdik bir tane eğreti apartmana rastlamadık, binaların hepsi muazzamdı.
Sultanahmet camiinde ki sıvı sabunlukların aksine burada herşey gerçekten “tarihiydi”.
Sokakta ki hiçbir insan birbirinin aynısı değildi (bizim caddedekilerin aksine)
Fransız kadınlarının hakikaten şahane bir stil anlayışları var. (erkeklerin hakkınıda vermek gerek)
Otobüs, metro, araba, cadde, market alışverişi farketmiyor, insanlar hep çok şık ve temiz.
Ve çok saygılılar.
Bir cafede oturduğunuzda yanınızdakinin sesini duymuyorsunuz.
Yol sormak için durduğunuzda arkadan korna çalmıyorlar. (yeşil ışık tekrar kırmızı olsa bile ses çıkartmıyorlar)
Ama dalıp yaya geçidine dikkat etmediğinizde olay çıkıyor, benden söylemesi. (haklılar tabii)
Rahat rahat bisikletleriyle, vespalarıyla dolaşabiliyorlar ama onları araç gibi sağa sola kırmadan kullanıyorlar.
Kiralık olanlar da bolca mevcut.
Son derece yardım severler. Hiç öyle burnu büyük, sevimsiz, ukala değiller.
Bizim karşılaştıklarımızın hepsi birbirinden şekerdi. (h&m müdürü kılkuyruk hariç “bilahare anlatacağım”)
Otobüs duraklarında bir sonra ki otobüsün gelmesine ne kadar zaman kaldığı gibi şahane bi icat var.
Amma övdüm değil mi? Ama övülmeyecek gibi değil hakikaten…
Ülkemi çok seven bir insan olarak içim sızladı resmen.
Fotoğraflara bakmak acı vermeye başladı yalnız, keşke oradayken yazsaymışım bu postları :/

Paris’e ayak basar basmaz bir italyan restaurant ında yemek yemeyi de ancak biz yapabilirdik.
Sonrasında da hiç kısmet olmadı şık bir akşam yemeği yemek. Ama üzülüyormuyum, hayıır!
Çünkü Notre Dame manzarasına karşı, nehir kenarına çöküp atıştırmak da çok çok güzeldi.
Akşamları aynı bizim kalamış sahil gibi tıklım tıklım oluyor. Grup grup gençler, önlerinde biralar.
Hava çok geç karardığı için 10 akşam, 2-3 gece gibi sanki.
Gerçi 1 gibi bizim pilimiz tükendiği için uyuduk ama sokaktan gelen gürültüler hala yaşandığının kanıtıydı.
Otelimiz eiffel e yürüme mesafesinde olmasına rağmen, bir daha ki sefere daha ortalarda bir yer seçmeli.
Diğerlerine ulaşmak birazcık yorucu oldu, arabamız olmasına rağmen.
Arabamız olması çok büyük bir fayda sağlarken, park yeri sıkıntısı yüzünden sorundu da aynı zamanda.
Gerçi bir bilet alıp içine 10 euro gibi bir para yükleyip her parkomatra kk gibi kullanıyorsunuz ama yer bul, saati geçirme falan bir stres tabii.
En güzeli scooter olsa gerek, artık bir dahakine…
Aaa bu arada kare ağaçları farkettiniz mi?
Sürekli düzeltiliyormuş, cadde başından baktığınız da diğer taraf rahatlıkla gözükebilsin, manzara kesilmesin diye. Bana böyle söylediler en azından (:

Posted in Gezmece | Tagged , , , | 15 Comments

Paris’te ilk gün ~ Eiffel


































Öyle uzun uzun yazılar yazmayacağım, turistik bilgiler vermeyeceğim… Versem de çoğunuda yanlış veririm zaten bende ki bu balık hafızasıyla. Bizimkisi kültürel bi geziden çok bol fotolu eğlencelik bi gezi oldu. Bol, bol dolaştık, yedik, içtik, gezdik, kaybolduk. Rehberlerimiz arkadaşlarımız olduğundan canımız istedi oturduk, canımız istedi es geçtik. Yaklaşık dörtbin küsür foto var elimde sadece benim çektiğim, bi de üzerine arkadaşlarımızın çekip yükledikleri var, eyvah ki ne eyvah. Tabii elenecekler var içinde, doğru açıyı tutturana kadar deneme fotoları falan ama hepsi birbirinden güzel… Dolayısı ile az yazılı bol fotolu uzun bir Paris serisi bizleri bekliyor. Görmemişin bir Paris gezisi olmuş diyenler sizi dışarıya alalım, benim gibi fotoğraf sevenler, bakmaktan zevk alanlar, biri başka memlekete gidince merakla sadece fotoğraf bekleyenler biz sizinle keyfini çıkaralım.
İlk gün uçaktan iner inmez önce otele, hemen ardından yürüyerek Eiffel’e gittik. Şansımıza hava da bir güzeldi ki, off. Sıralar biraz can sıkıcı olsa da, bekledik tabii. Gerçi biz iyi gününe denk gelmişiz, daha da beter oluyormuş çoğu zaman. Dışarıda ki sıra neyse de, içerde asansör sıraları hakikaten feciydi. Ama değer mi, elbette değer.
Hatta Sevcan sağolsun bizim tüm itirazlarımıza rağmen yanına aldığı poğaça ve bilimum yiyecek takviyesi ile bize Eiffel’in 3.katında piknik bile yaşattı. Tüm o beklemeleri o yiyecekler çekilir kıldı diyebilirim, enerji takviyesi sonuçta.
Şu aşağıda ki pembe kurdelalı ablalardan ve kadın kılığına girmiş abilerden sokaklarda bolca gördük. Bir nevi bekarlığa veda geleneğiymiş… 2 euroya insanlarla kankan dansı yapıyordu bize rastlayan gelin adayı mesela.


Sevco çekmese hiç fotoğrafım da olmayacakmış… Çoğunda da artık bi parçam haline gelen canonumlayız.
Yalnız artık heyecandan mı dersiniz, salaklığımdan mı makinemin isosunu abartıp 3200 de unuttuğumdan ilk gün fotoları hep karıncalı, sorry.



(Bunlar da Eiffel’in içindeki dükkandan görüntüler)

Posted in Bizden, Gezmece | Tagged , , , , , , , | 20 Comments

Paris (1)



Uçak indiği andan itibaren bir koşuşturmaca içindeyiz.
Ama hiç şikayetçi değilim yanlış anlamayın, ne kadar çok yer görürsek o kadar mutlu oluyoruz.
Otele geldiğimiz andan itibaren teknolojik tüm işlerimizi halledip uyuyoruz.
Bu post artık çok birikip gözümü korkutan foto yığınları yüzünden yazıldı biraz (ve tabii ki merak edenler için ;) )
Yarın Paris te ki son günümüz :/ Akşam Brüksel e geçiyoruz.
Belki oradan adam akıllı bişi yazma imkanım olur.
Yazılacak o kadar çok şey var ki.
Uçak korkum… türbülanslar silsilesi…
Cam kenarı oturmama rağmen camı sürekli kapalı tutmam ve aşağı bakamamam…
İnene kadar yaptığım ve yaşadığım türlü saçmalıklar…
İnişten nefret etmem…
Paris e aşık olmam…
Buraya taşınmaya karar vermem…
Bi dünya alışveriş…
Öğrendiğim ilk fransızca cümleler… (törne aguş!)
Artık tüm arsızlığımla fransızca konuşmaya çalışmam…
Çok uykum var… Saat 3 ve sabah çok erken kalkmalıyım…

Au revoir ;)

Related Posts with Thumbnails
Posted in Gezmece | Tagged , | 5 Comments