-

-

-
-
-
-
Browni Love
Defneyle Yaşamak
Önbakışı kapat
Loading...Kurabiyegiller
Önbakışı kapat
Loading...Hamarat Diva
Önbakışı kapat
Loading...İbeking
Önbakışı kapat
Loading...Hayatımdaki d'ler
Önbakışı kapat
Loading...Peceteden notlar
Önbakışı kapat
Loading...Bir uyuzun sevdikleri
Önbakışı kapat
Loading...Decaflatte
Önbakışı kapat
Loading...Pino'nun yeri
Önbakışı kapat
Loading...Anne Böcük
Önbakışı kapat
Loading...Pommeler
Önbakışı kapat
Loading...Lavanta bahcesi
Önbakışı kapat
Loading...



Tag Archives: beste
Fotoğrafı bile bu kadar iyi geliyorken…
Bu ara bir saçma ruh hali içindeyim ki sormayın. Bir sabah kalkıyorum kolumu kaldırmaya mecalim yok, mutfak almış başını gidiyor, evde yemek pişmiyor, artık üste giyecek birşey kalmıyor. Mutsuz, agresif, dokunsan patlayacak bomba gibiyim, böyle 2-3 gün sürüyor. Yatıyorum, kalkıyorum. Aaa geçmiş! Sanki pilimi değiştirmişler… Günlerce yapamadığım onca şeyi tek bir güne sığdırıp, sporumu yapıp, solaryumdu, kuafördü, alışverişti deyip geziyorum bir de üzerine. Hah tamam diyorum “havadan herhalde, geçti gitti” (ne havaysa, her şeyi üzerine atabiliyorum). Ama hoop yine bir gece ertesi o depresif, melankolik özlem kaçıvermiş gene içime… Valla bıktım kendimden! Herşey birbirine girdi, plan program namına bişi kalmadı yeminle. Bir de üzerine herşey ters gidiyor dalga geçer gibi. Can ateşlendi, okulun son haftası diye niyetlenerek yapmayı planladığım herşey suya düştü. Günlerce uykusuz, stresli, gayet pasaklı yaşamanın verdiği rahatsızlığımın üzerine, hasretle gelmesini beklediğim yeni yardımcı teyzemiz 2 haftadır ve hatta an itibariyle “süresiz” beni ekti. Kaldım mı böyle sap gibi… Tatil planı yapmamanın ve artık yer bulamayacağımızın aşikar olduğu durumun siniri, stresi de cabası. Dün gece de artık tüm bunların üzerine “aaa yeter ama beaa” diyerek attım kendimi bir can arkadaşımla sokağa. 12 den sonra gecelere akan biri olmadım ben hiç. Bi değişik geldi bacım, bi değişik geldi bu durum, afalladım bildiğin. Aklım çocukta, göğsümde bir vicdan sızısı… Kafamda eskilerden emanet ne işin var dışarda, evli barklı kadınsın nameleri… Gittiğim yer de cihangir’de bir cafe yani, sanmayın gece kulubü geziyorum.
Gece 2′de cafeyi kapatıp, “eee eve mi gitsek ya, napcaz ki” derken semt kahvesinde tanıdıklara rastlıyoruz ve tüm gece kahkahalarla inletiyoruz cihangiri. Sabah ezanı okunuyordu Cihangir’den Taksim’e çıkarken biz. Ne başka bir şehir oluyor geceleri istanbul… Biz uyurken neler oluyor bitiyor, çok acayip. Film gibi gözümün önünde her kare. Yeni arkadaşlar edinmenin, gece boyu gülmenin, dedikodunun dibine vurmanın keyfine paha biçilemez. Ama sanırım istediğim şey uzuun bir tatil benim… Şöyle deniz kenarında uzun uzun, sessiz sakin otursam. Sabah herkes uyurken yürüyüşlere çıksam. Güneş batarken ılık, çarşaf denize karışsam. Bisiklete binsem, hiç araba kullanmasam.
Öyle işte…
Smyrna – Cihangir















Rezil başlayan bir pazar günü, bir arkadaş buluşmasıyla ancak bu kadar güzelleşebilirdi.
Yağmura, havaya aldırmadık Cihangire uzandık. Smyrna da yemek ve uzuun bir sohbet molası verdik.
Garson ve şefimizin yemeklerimize gösterdiği özenle duygulandık.
Bize eşlik eden haşinmi haşin bir yağmurla nefis bir yemek yedik.
Azıcık ıslandık, üşüdük ama hiç ses etmedik.
Konu konuyu açtı, herkes içindekileri bi güzel boşalttı, rahatladı.
İkimiz de dertliydik bi ben, bi o anlattı.
Bu içsel rahatlamanın ödülü olarakta, bol kalorili muhteşem bir tatlıya izin çıktı.
Gerçi tatlıyı yedik ama yaktıkta sonrasında.
Tüm cihangiri gez gez dolaştık.
Minicik sokaklarda şahane manzaralarla karşılaştık.
Kısacası bereketi çok bol bi gündü.
Bol sohbet, bol yemek, bol foto, bol gezmece.











