-

-

-
-
-
-
Browni Love
Defneyle Yaşamak
Önbakışı kapat
Loading...Kurabiyegiller
Önbakışı kapat
Loading...Hamarat Diva
Önbakışı kapat
Loading...İbeking
Önbakışı kapat
Loading...Hayatımdaki d'ler
Önbakışı kapat
Loading...Peceteden notlar
Önbakışı kapat
Loading...Bir uyuzun sevdikleri
Önbakışı kapat
Loading...Decaflatte
Önbakışı kapat
Loading...Pino'nun yeri
Önbakışı kapat
Loading...Anne Böcük
Önbakışı kapat
Loading...Pommeler
Önbakışı kapat
Loading...Lavanta bahcesi
Önbakışı kapat
Loading...



Tag Archives: Can
Çılgın Hırsız { Despicable Me }






Bi pazar günü yapılabilecek en güzel şey iyi bi kahvaltının ardından dışarı atmak kendimizi.
Ev insanıyım, evi severim, film izlemeyi, arkadaş ağırlamayı, oyun oynamayı, hele yağmurlu günlerde tüm gün pencere önüne tünemek tam bana göre ama dışarıyı da severim bi o kadar.
Çok aktiviteli, yorucu günler acayip iyi gelir bünyeme, piknik insanıyım bi nevi.
Çocuk olunca soğuk hava koşulları planları biraz daha kısıtlı hala getirse de bu animasyon filmleri işin güzel tarafı.
Hele bu film, şahane bi film.
Hep gittiğimiz sinemada yer olmayınca, kendimizi köprünün öbür tarafına taşıyıp trioya gittik.
Bizden bi önceki seansı izlemiş olan arkadaşlarımızı kaçırmak biraz canımızı sıksa da, daha önce hiçbi yerde görmediğimiz şu samimi koltuklar keyfimizi cidden yerine getirdi. Sarılarak izledik filmi oğlumla, aynı evdeki gibi.
Artık hep burda, bu koltukta mı izlesek filmlerimizi?
Bi diğer salonda başka bi film seyreden bi baba, içerde sarışıp animasyon izleyen bi anne oğul olarak sinema faslını bitirip önce karnımızı doyurduk sonra evin yolunu tuttuk.
Evin kapısında bi salyangoz ailesiyle tanıştık…
Az ilerde, merdivenlerin üzerinde büyükçe bir salyangoz, aşağıda neredeyse sarılmış diyeceğim kadar yakın hareket eden bir yavru ve bi anne (öyle olduğunu düşünmek istiyorum) salyangoz.
Aynı bizim gibi… 3 kişi…
Nereden geliyor olabilirler ki acaba? Sinema???
Senin için de zor mu?

Sabahları sensiz eve kalkmak zor.
Koşuşturma, öpme koklama olmadan, kahkahalarını duymadan.
Kahvaltı bile etmeden atıyorum kendimi sokağa, bir an önce insan içine karışmaya çalışıyorum.
Her ne kadar günün hızına kapılıp kendimi kandırmaya çabalasam da, çıkmıyorsun aklımdan.
Elim sürekli telefonda ama arayamıyorum, çekiniyorum, seni üzmekten korkuyorum.
Tam alışmışken yokluğuma hatırlanmak, huzurunu kaçırmak istemiyorum.
Eve bile dönmek istemiyor canım, ne kadar geç gitsem o kadar kar diyorum.
Kumanda kavgası etmelerimiz geliyor aklıma gülüyorum, sensiz televizyonu bile açamıyorum.
Bir an önce uyuyup, bir günü daha bitirmek istiyorum.
Sensiz hayat çok zor, acaba bensiz de zor mu senin için…
Gerçi emin ellerdesin dolayısı ile içim rahat, hatta benden bile iyi bakıyorlardır sana.
Ama yine de ne yalan söyleyeyim içim buruk, kocaaman bir yumru var boğazımda.
Haksızlık ediyormuşum gibi geliyor bazen, yanımda olman en doğrusu gibi geliyor.
Sonra kendimi senin yerine koyuyorum…
Ne isterdim diyorum…
Senin içinden geçenleri bilemesemde senin için en doğrusunu yapmaya çalışıyorum.
Seni çok özlüyorum belki ama yakında yanımda olacak diyorum.
Tüm o atlattığımız şeylerden sonra bu ayrılıklar bize koymaz, herşey şahane olacak her geçen sene biliyorum.
4 sene oldu hayatıma gireli ama ne çok alışmışım ben sana.
Konuştuğum her konunun içinde, günümde, gecemde, rüyamda sen.
Şımarıklıkların bile değerli, mızmızlıkların, başına buyruklukların.
Sensiz hayat boş, zor, değersiz.
Çok özledim seni ve unutma! seni çok seviyorum.
Hafta sonu dediğin hep aynı




İstanbul- Esenköy arası mekik dokumalara devam…
Hafta içi bi gün, hafta sonu full oradayız, oğluşumun yanında.
Arada içim sızlasada ara ara, onu orada mutlu, kendimi burada faydalı görmek herşeye değer.
Dilerim herşey çok sorunsuz, çok güzel gitsin bundan böyle (parmaklarım çapraz, yüzümde koca bi sırıtış)
Bu”gün” – “hafta” – “hafta sonu”

Telefonda aldığımız siparişler doğrultusunda oyuncaklarımızı kaptığımız gibi yollara düşüyoruz artık…

Tek derdimiz oğlumuza kavuşmak…

Bırakın çiçekleri, yerden toplayıp verdiği çöpler bile pek kıymetli…

Sanki 4 senedir dipdibe olan biz değilmişiz gibi… bu ayrılık beraber geçirdiğimiz her anı daha kıymetli hale getidi.


Uzun bir aradan sonra çalışmaya karar vermek…
Hala beraber uyuduğun oğlunu başka bir şehirde olan anneanneye emanet etmek…
Etrafındaki herkesin ablası olacak yaşa gelmek…
Ve bu zaman nasıl geçti hala idrak edememek…
Çoğu şeyi ihmal etmek…
Ama düzene oturuyormuş gibi hissetmek…
Hayal kurmak ama bir yandan da var güçle çaba sarfetmek…
Şans istemek, dua etmek, umut beslemek…
İşte bu hafta ki ana konularımız………
ZıpırNot: 500d mi her an yanımda gezdiremiyorum, dolayısı ile fotoğraf çekemiyorum.
(Mini bi makina alıcam yakında ama ;)
Saat değişimine ayak uyduramayan bünyem yüzünden vakit bulup yazı da yazamıyorum.
Verdiğim bazı sözleri de tutamamış olmanın utancını yaşıyorum.
Ama yavaş yavaş düzene girecek bu tempo, en azından ben öyle umuyorum ;)
Geldi, geçti…





Döndük dönmesine de daha kendime gelemedim.
Bir uyku hali, bir yorgunluk sormayın gitsin. İstanbulda ki hava da pek yardımcı olmuyor bu duruma.
Dönüş fikri can sıkıcı olsa da, dönüş yolları hep güzel.
Gece geçtiğimiz yolları gün yüzüyle görme imkanı buluyorum, aaa burası böylemiymiş duygusu yaşıyorum.
Bir acelemiz olmadığı için her yerde durup mola vermek, tıkınmak da cabası.
Tatil zihniyeti en çok yemek yerken mutlu ediyor beni, sınırsız yiyorum :) Nasıl olsa tatil ya…
Sanki kilo almıyorum…
İlk defa başı sonu belli bir gökkuşağı gördüm yol üzerinde, 2 dk. yağan yağmurun ardından.
İstanbulda binaların içinde böylesini görmek ne mümkün.
PSP dediğiniz bir nimet kimi zaman aklınızda bulunsun…
Sadece çocuk için değil, feribotta o geçemeyen zamanı değerlendirmek için de birebir ;)










