-

-

-
-
-
-
Browni Love
Defneyle Yaşamak
Önbakışı kapat
Loading...Kurabiyegiller
Önbakışı kapat
Loading...Hamarat Diva
Önbakışı kapat
Loading...İbeking
Önbakışı kapat
Loading...Hayatımdaki d'ler
Önbakışı kapat
Loading...Peceteden notlar
Önbakışı kapat
Loading...Bir uyuzun sevdikleri
Önbakışı kapat
Loading...Decaflatte
Önbakışı kapat
Loading...Pino'nun yeri
Önbakışı kapat
Loading...Anne Böcük
Önbakışı kapat
Loading...Pommeler
Önbakışı kapat
Loading...Lavanta bahcesi
Önbakışı kapat
Loading...



Tag Archives: paris
Disneyland Paris



















Paristen ayrılmak biraz iç burkutucu olsada, disneyland yolunda olmak heyecan vericiydi.
Yolda tam şekerleme moduna girdik, ne de olsa disneyland’e giden çocuklardık ya.
Kapısında çocuklar kadar şendik.
Hatta arkadaşlarımız sevinçlerini hafızalara böyle kaydetti (:
Şatolar, bahçeler şahaneydi.
Şu yerde ki yazıları çözemedim, kimseye sormak da aklımıza gelmedi.
Hediyeliklerin hepsini eve götüresim vardı ama param yetmedi.
Şu mickey şekilli ağacı almaya yeltendim herşeye rağmen ama taşıması zor geldi.
Bu sadece disneylandın girişi, çünkü içeri giremedik ((:
Geç kalmışız, görevli 2 saat sonra kapanacaklarını ve 2 saatte burada neredeyse hiçbirşey yapamayacağımızı, sabah erkeeendeeen gelmemizi tembihledi.
Biz de amaan zaten Can da yok, bir dahakine, bir dahakine diyerek Brüksel e doğru yola çıktık.




Bu arada evrupada benzin istasyonları şahane!
Çeşit, çeşit sandviçler, tatlılar, kekler, içecekler bulmak mümkün.
Masa ve oturacak yerler var bir bölümünde ve orada rahatça yiyebiliyorsunuz aldıklarınızı.
Ve tuvaletleri çook temiz, sıfır koku. (Hepsine girdiik herhalde, hepsi aynı (:)
Bitmedi ama napiim ;)
Pazar gününün rehavetini üzerinden atamamış bazı dükkanlar, pazartesi + saat 12 oluyor hala açılmıyor… Pes!
13:30 oldu mu yemek molası verip müşteriyi kovmayı biliyorsunuz ama… bknz. dehillerin (:



Adama dikkat!!! Kendisi Eiffel’i boyamakta.
Biz de ona bakarak kahvaltı etmekteyiz.




































Son post olacaktı bir önceki post farkındayım…
Bunu da son olarak hazırladım ama 70 foto sığmadı, eleye eleye 55e indirdim o da fazla geldi gözüme.
Bıkanlar varsa özür dilerim, bir kaç gün daha burası böyle, sonra görüşelim sizinle (:
Paris son günü bizi biraz üzdü… dükkanlar bir türlü açılmak bilmedi.
Dehillerin elemanları bizi dükkandan kışkışladı.
H&M de ki müdür bizi sinir etti. (Canıma değsin ben de Brüksel mağazasına bıraktım tüm paramı, oh olsun)
Buradan ayrılmak hakikaten üzücüydü… ama Disneyland e gidiyoruz diye ufakta olsa bir kıpırtı vardı içimde ;)
Zıpırnot: Beni hala yurtdışında sanıyor bir kısım takipçilerim…
Bi okuyun gözünüzü seveyim yazdıklarımı ya, zaten çok uzun uzun yazmıyorum ((:
Döneli çok oldu, yine de haber vereyim.
Louvre, Seine nehri, St Germain des Prés












































Louvre müzesini ne yazık ki gezemedik, o güzel havada içeride dolaşmak içimize sinmedi doğrusu.
Nasıl olsa oğlumuzu alıp geleceğiz bir dahaki ne ve hep beraber gezeriz dedik.
En azından görmedik demeyiz diye de bir iki fotoğraf çektik etrafında (:
Hızlıca oradan ayrılıp yolda kendimize yiyecek şahane atıştırmalıklar aldık ve yürüye yürüye yürüye gezi için teknelerin yanına vardık.
Hava bozmaya yeltendi bir ara yarı bulutlu, yarı güneşli ama şahane manzara eşliğinde nehirden Paris’i keşfettik.
Beklemesi, gezmesi, yürüyüşü derken karnımız yine acıktı ve Leon da yemeğe karar verdik.
Ama dışarıda oturmamıza rağmen kokusuna katlanamayınca kendimizi az ilerde ki Mc Donalds’ın kollarına bıraktık.
Yüzümde ki mutlu ifade yabancı ellerde rahatlıkla hamburger hüpletebiliyor ve vicdan azabı duymuyor olmamdan kaynaklı.
Bu arada fişteki detay dikkatinizi çekti mi bilmiyorum… fiş üzerinde ki şifreyle giriliyor tuvalete bizim bunu farketmemiz baya bir zaman aldı tabii, kapıyı bir hayli hırpaladık.
Karnımız doyduktan sonra eğlenceli caddelerde, tıklım tıklım cafeler arasında yürüdük bir müddet.
Soul Kitchen afişi ile gururlandık!
Sonra kader bir pubda karşımıza Amelie yi çıkarttı. Bizimkilere sorarsanız “ve tanrı kadını yarattı”
Bir nevi kuma diyelim biz o’na. “Hayali bile olsa”
Kocamın yüzünde ki “ahh erken evlenmişim, lanet olsun” ifadesi de bu sebepten sanırım.
Ve ertesi güne hazırlık, valizleri toplama telaşında, son gece hüznü ile karşılıklı bakıştığımız Eiffel…
Posted in Bizden, Gezmece
Tagged amelie, eiffel, fransa, louvre, notre dame, paris, seine
11 Comments
Montmartre
Postu okurken şu parçayıda yeni bir pencerede açıp, dinleyin olmaz mı (:


























İşte Paris’te aşık olduğum yer…
Evet nehir kenarında olan evlerde fena değildi… bir İstanbullu olarak bir su birikintisi görmek çok hoşuma gitti, tamam.
Ama Montmartre tek kelimeyle şahaneydi.
Büyük bir azimle tırmandık arabamızı süslü garaja bıraktıktan sonra ve tabii ki sokağa bornozla çıkmış abiyle yanyana sandviçimizi yaptırdıktan sonra.
Paris’te her yer düz, evlerin bu kadar düzenli ve intizamlı olması bu sebepten olsa gerek. (Gerçi memleketimde düz yerlerde bu intizam var mı tartışılır) Ama burası bildiğin tepe, beşiktaşta oturan bir insan olarak yokuş çıkmayı pek özlemişim.
Her adımda bir fotoğraf karesi kadar güzel evler, çiçekler, bahçeler, kapılar gördük.
Tam tepenin bir kısmını aştık ki, bizi müzik karşıladı.
Çaldıkları enstrümanlarının yanısıra, ağızlarıyla yüksek sesle ritm tutan grup pek eğlenceliydi.
Ama biz çook aç olduğumuzdan azıcık eşlik edip yolumuza devam etmeyi tercih ettik.
Biraz dolaştıktan sonra merdivenlere çöküp yemeğimizi yedik ve sonra Sacre Cour’a doğru yürümeye devam ettik.
Burası bence Notre Dame den daha güzel, daha şahane. Hem kilise olarak, hem çevre…
İçeriyi ve etrafı gezdikten sonra bile gitmek gelmedi içimizden bir süre merdivenlerde oturduk, kaldık.
Derin bir ahh çekiyorum içimden şu an…
İnsan anın tadını niye tam olarak çıkaramaz, bu zamanlar geçici niye idrak edemez.
Paris notları sanırım bir sonra ki postta biter…
Geriye ne kalmış hımmm, Notre Dame… Nehir gezisi… bizim Amelie… Disneyland falan filan…
Sacre Cour’un yanında ki bir… ne desem ki kukla müzisyeni altta ki.
Biz ilk gördüğümüzde çok hoş, çok orjinal gelmişti.
Vernaison






































2.günün sabahı daha bir mutlu, rahat uyandık elbette.
Dün geceden yaptığımız programımız, gidilecek yerler listemiz, hepsi hazır.
O yorgunlukla, geç vakit uykumuzla, sabahın 7′sinde nasıl dikildim hayret.
Sadece bir gün değil her sabah 7 de ayaktaydım. Gece 3-4 de yatmışım, ayaklarım davul olmuş hiç farketmedi.
Sabah kendimizi toplayıp sokağa attıktan sonra, ilk işimiz açık bir pastane bulmak oldu.
Yiyecek birşeyler alıp vakit kaybetmemek için araba yemeye karar verdik. Yediğim en güzel kruvasanlardı, misss.
İlk durak Vernaisondu. Cenk‘in postunda okuyup, öğrenmiş hatta bir kaç bilgi istemiştim. Nerede olduğu elimizde yazılı, gprs cizahımız da var iken bulmak epey zor oldu.
Orada bulunan başka bir iki pazara yönlendirdiler hep sorduklarımızda.
Fotolarda da gördüğünüz gibi biri bildiğiniz “pazar”, diğeride Paris’te gördüğüm en rezil yerdi.
Sonra en iyisi arabayı park edelim, yürüyelim bari dedik… garajdan bir çıktık karşımızda kocaman bir tabela. Vernaison!
İyi ki gelmişiz dedim sürekli, gerçekten çok güzeldi.
Hatta arkadaşlarımız buraya daha önce gelmediklerinden onlarda pek keyiflendiler.
Eski fotoğraflar, gümüş servis takımları, eski mobilyalar ve oyuncaklar favorilerimdi.
Onlara bakınca gözünüzde canlandırmadan edemiyorsunuz… kimbilir kimlerin evinde, nasıl bir zamanda,ne güzel ya da ne zor şeyler gördüler. Hele fotoğraflar.. arkasında yazılar, teşekkür mektupları, bebek haberleri.
Gerçi fiyatlar biraz pahalıydı… tabii bunda benim her fiyatı x2 yapmamın etkisi büyük (:
Bir kaç birşey aldık tabii ama gönül isterdi daha çok alayım, hatta mobilyaları sırtlanayım.
Son fotoya gelince… ilk gün havanın çok sıcak olması dolayısı ile (suçuda hep böyle başka şeylere atarım) buz gibi colayı gortgort içince, ertesi gün boğaz ağrısıyla kalktım tebi.
Vernaison’dan çıkıp ya ben çooh kötüyüm, bugünde pazar nereden bulacağız nöbetçi eczaneyi derken… bir nöbetçi eczanenin önünden geçmekte ayrı bir güzellikti.
Posted in Gezmece
Tagged bit pazarı, Etkinlik, fransa, Gezmece, paris, seyahat, vernaison
7 Comments










